Make your own free website on Tripod.com
Hipertansiyon:
Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon) Nedir?

Kan dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın normalden fazla olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon için kullanılan diğer bir isim ise, YÜKSEK TANSIYON'dur. Kan basıncı ölçülürken 2 kan basıncı değerine bakılır:
Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı)
Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı)
Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük tansiyonun normalden fazla olması HiPERTANSiYON'dur. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir. Gerek büyük tansiyon gerekse de küçük tansiyonun normalden yüksek olması önemlidir. Bu konu unutulmamalıdır. Bazı hastalar küçük tansiyondakı yüksekliği önemsememektedir; bu çok yanlıştır.

Hipertansiyonun Önemi:

Hipertansiyon çok yaygın bir hastalıktır. Hipertansiyon, kalıcı sakatlık ve ölüm nedeni olan toplumsal bir sorundur. Hastaların azımsanmayacak bir kısmının kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması, hipertansiyonun önemini artırmaktadır. Hipertansiyon, değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır. Amerika Birleşik Devletleri'nde, hipertansif hasta sayısı, yaklaşık 50 milyondur. Türkiye'de, 1993 yılında yapılan bir çalışmada, 4023 adet kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Bu çalışmada, diyastolik kan basıncı, hastaların % 36' sında 85 mm Hg ve sistolik kan basıncı hastaların % 20'sinde 145 mm Hg'dan daha yüksek bulunmuştur. 70 yaşın üzerinde, hipertansiyon sıklığı % 30'lara çıkabilir. Özet olarak; toplumdaki 5-6 erişkinden birinde, kan basıncı yüksekliği vardır.

Kimlerde Görülür? Nasıl Anlaşılır?

Kalbiniz, yumruğunuz büyüklüğünde kaslardan yapılmış bir pompadır. Kalbiniz dakikada yaklaşık 70 kez atar. Dakikada ortalama 5 litre kanı vücuda pompalayan kalbin yaşam süresi boyunca pompaladığı kan 180 milyon galondur. Hepimizde tansiyon vardır. Bu tansiyonun kaynağı, kalbin vücudumuza sürekli kan pompalaması ve bu kanın geçtiği damarların genişliğidir. Sağlıklı ve genç bir yetişkinde normal tansiyon yaklaşık 12/8 dir. Bu rakamlardan büyük olanı kalbin her atış anındaki tansiyonu, küçük olanı ise iki kalp atışı arasındaki tansiyonu gösterir. Egzersiz, heyecan, öfke ya da endişe kalbinizin daha hızlı atmasına neden olur ve bir süre için tansiyonunuzu yükseltirler. Yüksek tansiyon, tansiyonun kalp krizi ya da felce neden olabilecek düzeye yükselmesiyle ortaya çıkar.

Kimlerde Yüksek Tansiyon Vardır?

Ne yazık ki yüksek tansiyon kalp-damar sağlıyıyla bağlantılı, çok sık görülen bir risk faktörüdür ve kalıtımsaldır. Ama endişelenmeden önce, özellikle bir akrabanızda yüksek tansiyon varsa, kontrol için doktorunuza başvurmanız iyi olur.35 yaşın üzerindeyseniz, her üç yılda bir tansiyonunuzu ölçtürmenizi öneririz. Bunun için, hiçbir zaman geç kaldığınızı düşünmeyiniz. Aşırı kilolar, aşırı alkol tüketimi, kötü beslenme, stres, egzersiz azlığı ve bazı hastalıkların ve ilaçların yan etkileri yüksek tansiyona sebep olurlar.

Yüksek Tansiyonu Nasıl Anlarsınız?

Yüksek tansiyonun genellikle belirtisi yoktur. Bu yüzden, yüksek tansiyonunuz olduğu halde uzun bir süre bunun farkına varmadan yaşarsınız. Bazıları baş ağrıları ve yorgunluğun yüksek tansiyon işareti olduğunu düşünür ama bu durum her zaman geçerli değildir. Çoğunlukla, zarar ortaya çıktıktan sonra yüksek tansiyon olduğu anlaşılır. Sadece düzenli doktor kontrolünden geçerek yüksek tansiyonunuz olup olmadığını anlayabilirsiniz.

Yüksek Tansiyonun Nedeni Nedir?

Ana neden damarların daralmasıdır. Bahçenizi suladığınız hortumu bir örnek olarak alabiliriz. Raslantı sonucu hortuma bastığınızda, hortumun ucundan akan su azalır, hortumun bastığınız kısmında büyük bir basınç oluşur. Damarlar daraldığında, dolaşım sistemindeki kan basıncı da benzer şekilde artar. Normalin üzerindeki bu yüksek basınç teşhis edilmezse, ardından kalp hastalıkları ve felç gelebilir.

Etkileri Nelerdir?

Yüksek basınçla damarlarda dolaşan kan, damar duvarlarını tahrip edebilir. Sonuçta, duvarlar kalınlaşabilir ve iç yüzeylerinde kolesterol birikebilir. Bu noktalarda kanın pıhtılaşması ihtimali vardır. Bir kan pıhtısı kalbe kan akışını önlediğinde kalp krizi, beynin bir kısmına kan akışının önlendiğinde de felç durumu ortaya çıkar.

Endişeye Kapılmayın:

Yüksek tansiyon uygun bir şekilde uygun bir şekilde tedavi edildiğinde bütün bu sorunların ortaya çıkma riski azalır.Bir doktor, tansiyonunuzun normal düzeye çekilmesi için aşağıda verilen basit ölçülerden hangisine ihtiyacınız olduğuna karar verebilir.
Beslenme alışkanlığında yapılacak bir değişiklik, vücut ağırlığının ve alkol tüketiminin azaltılması ya da daha fazla egzersiz, tansiyonu düşürmek için genellikle yeterli olan önlemler olmaktadır.

Yüksek Tansiyon Riskini Azaltmak İçin Ne Yapabiliriz?

Belki de, en önemli nokta kilonuza dikkat etmektir. Düşük ağırlık düşük tansiyon demektir.
Alkol kullanmayın ya da en aza indirin. Yağlanmaya ve yüksek tansiyona neden olur.
Tükettiğiniz tuz miktarını azaltın. Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirerek damağınızı otlar ve baharatlarla yeni tatlarla alıştırın.
Düzenli yapılan egzersiz stresi denetlemede yardımcı olur, tansiyonunuzu normal, vücudunuzu mükemmel düzeyde tutar.
Yürüyebildiğiniz kadar yürüyün, asansör yerine merdivenleri tercih edin. Akşamları, hafif koşu ve yüzme de son derece yararlı olacaktır.
Sanırız, sigara içen birçok kişi gibi siz de, yıllardır sigarayı bırakmak istiyorsunuzdur. Sigara zaman zaman tansiyonunuzu yükseltir. Yüksek tansiyonun kalp damarlarınıza verdiği zararı da artırır.
Stres, endişe ve kaygıya yol açan durumlardan kendinizi uzak tutun. Bir tartışmada haklı çıkmayı başarabilirsiniz ama tansiyonunuzun da yükseleceğini unutmayın.
Yaşınız 35’in üzerindeyse, 3 yılda bir yaptırmanız gereken tansiyon kontrollerini unutmayın.

Hipertansiyonun Tanımı ve Sınıflandırması

Ülke, zaman veya araştırmacıya göre değişiklik göstermektedir. Genel olarak, sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 14 cm Hg (140 mm Hg) ve diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) 9 cm Hg'dan (90 mm Hg) yüksek olması hipertansiyon olarak kabul edilir. Daha önce mevcut olan hafif - orta hipertansiyon gibi tanımlar, hipertansiyonun yol açtığı hedef organ hasarı riskini saptamada yetersiz kaldığı için yeni bir hipertansiyon tanım ve sınıflandırması yapılmıştır. Hipertansiyonun tanım ve sınıflandırılması yapılırken, günümüzde risk faktörleri de değerlendirilmelidir. ( Kardiovasküler Risk Faktörleri başlıklı bölüme bakınız). Bu bölümde, iki tanım ve sınıflandırma anlatılmıştır.

1. 1997 yılında, Birleşik Ulusal Komite'nin (Joint National Committee, JNC) 6. raporunda, erişkinler için kabul edilen hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasına göre, diyastolik kan basıncı değeri olarak Korotkoff'un 5. sesinin kullanılmasını önermektedir. Sınıflandırmaya yüksek normal hipertansiyon tanımlamasının girmesi, bu hastalarda, hipertansiyon ve kardiyovasküler olay gelişme riskinin kan basıncı normal olan kişilere göre daha yüksek olmasıdır.

Kan basıncı tanım ve sınıflandırması (18 yaşından büyükler için JNC'nin 6. raporu)

Kategori
Optimal
Normal
Yüksek normal
Sistolik kan basıncı(mm Hg)
< 120
< 130
130 - 139
Diyastolik kan basıncı(mm Hg)
< 80
< 85
85 - 89


Hipertansiyon
Evre1
Evre2
Evre3
140-159
160-179
>179
90-99
100-109
>109

Bir hastada, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri, iki ayrı gruba ait ise, yüksek olan grup kabul edilmelidir. Örneğin, kan basıncı 190/102 mm Hg ise Evre 3 hipertansiyondan bahsedilir. Hastada, hipertansiyonun evresini belirtirken tek ölçüme göre karar verilmemeli ve en az 2 ölçümün ortalaması alınmalıdır. Sadece hipertansiyonun evresi belirtilmemeli, hastada mevcut olan hedef organ hasarı ve risk faktörleri de değerlendirilmelidir. Örneğin, kan basıncı 190/102 mm Hg ölçülen, koroner arter hastalığı, sol ventrikül hipertrofisi ve diyabetes mellitusu olan bir hasta, Evre 3 , koroner arter hastalığı, sol ventrikül hipertrofisi ve diyabetes mellitus olarak kaydedilmelidir.

2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO, World Health Organization) tarafından geliştirilen hipertansiyon tanım ve sınıflandırması.

Dünya Sağlık Örgütü'nün geliştirdiği hipertansiyon 'evrelendirmesi' de yararlı bilgiler verir.Hipertansiyon tanımlamasında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırması:

Kategori
Normal
Hafif hipertansiyon
Alt grup: Borderline(Sınırda)
Orta derecede ve şiddetli hipertansiyon
İzole sistolik hipertansiyon
Alt grup: Borderline (Sınırda)
Sistolik kan basıncı(mm Hg)
<140
140-180
140-160
>179
>139
140-160
Diyastolik kan basıncı(mm Hg)
<90
90-105
90-95
>104
<90
<90


Hipertansiyonun organ hasarına göre sınıflandırılması:


Evre 1: Hedef organ hasarına ait objektif veri yoktur.
Evre 2:Aşağıdakilerden en az birisi vardır.
Sol ventrikül hipertrofisi
Retinal arterlerde yaygın ve fokal daralma
Proteinüri
Plazma kreatinin düzeyinde hafif artma (1.2-2.0 mg/dl)
Atherosklerotik plak varlığı (radyolojik yöntemlerle gösterilmiştir)
Evre 3:Organ hasarına bağlı belirti ve bulguların ortaya çıkması:
Kalp: Angina pektoris, miyokard infarktüsü, kalp yetmezliği
Beyin: Geçici iskemik atak, inme (stroke), hipertansif ensefalopati
Göz dibi: Kanama ve eksüda ve/veya papil ödemi
Böbrek: Plazma kreatinin düzeyi > 2 mg/dl
Damarlar: Dissekan anevrizma, semptomatik arteriyel tıkayıcı hastalık

Hipertansiyon pratiğinde sık kullanılan iki deyim de; kötü huylu (malign) ve hızlanmış (accelerated) hipertansiyondur. Hızlanmış hipertansiyon, papil ödemi veya medikal acil durum olmadan ilerleyen böbrek yetmezliği veya göz dibi kanamaları gibi hedef organ hasarının olmasıdır. Kötü huylu hipertansiyon ise, hipertansiyon ile ilişkili papil ödemi, akciğer ödemi, ensefalopati, bayılma ve hipertansiyona bağlı angina gibi durumların varlığı olarak tanımlanır.

Hipertansiyonun Vücuda Verdiği Zararlar:

İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç, tüm damarlarda mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:

1-Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)
2-Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma
3-Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma
4-Görme azalması ve körlük
5-Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma.Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm gelişir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği bu zararlar, hastaların moralini bozmamalıdır. Hipertansiyon, tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir. Bu zararları minimuma indirebilmek için hastalarımızın Sık Yapılan Hatalar bölümünü mutlaka okumaları gereklidir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun şekilde tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler önlenebilir.

Kardiovasküler Risk Faktörleri:

Hipertansif hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Hipertansif hastalarda, hipertansiyon dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Günümüzde, hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasında da kardiyovasküler risk faktörlerinin önemi giderek artmaktadır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:

Hipertansiyon
Sigara
Lipid ( yağ ) metabolizması bozuklukları
Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
Şişmanlık
Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
Yüksek hematokrit
Artmış trombojenik faktörler
İleri yaş
Erkek cinsiyet
Aile öyküsü
Tip A kişilik yapısı
Östrojen eksikliği
Alkol yoksunluğu
Fibrinojen yüksekliği
Ürik asit yüksekliği
Hedef organ hasarı
Retinopati
Sol ventrikül hipertrofisi
Proteinüri
Mikroalbüminüri
Lipoprotein (a)
Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı

Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem sistolik hem diyastolik hipertansiyonun şiddeti arttıkça kardiyovasküler risk artmaktadır.

Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır. Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. Günümüzde, kardiyovasküler risk açısından toplam kolesterolden ziyade LDL - kolesterol düzeyi temel alınmalıdır. Kardiyovasküler riski azaltmak için toplam kolesterol düzeyi 200 mg/dl ve LDL-kolesterol düzeyi 130 mg/dl'nin altında tutulmalıdır. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır. Hipertansif hastalara, düşük kolesterol ve düşük doymuş yağ asidi içeren, liften zengin diyet önerilmelidir. Diyetle istenen kolesterol düzeyi sağlanamayan hastalarda, kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılmalıdır. Hastalar katı yağ yerine sıvı yağ, kırmızı et yerine beyaz et kullanmalıdır. Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus ( şeker hastalığı ) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir. Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır. Diyabetes mellitus ( şeker hastalığı ) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrica diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır.

Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye'deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazik ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranin bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir. Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler. Kardiyovasküler risk faktörleri, gerek Dünya Sağlık Örgütü gerekse Bileşik Ulusal Komite raporlarında, hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasında kullanılmaya başlanmış ve tedavi planlanırken kardiyovasküler riskin belirlenmesi önerilmiştir.

Hipertansiyonda Tuzun ve Böbreklerin Önemi:

Hipertansiyon gelişiminde, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, hipertansiyon gelişiminde, tuzun rolünün olduğunu ispatlamıştır. Bu çalışmalardan bazılarının sonuçları aşağıdadır:

Toplumların çoğunda, tuz tüketimi ile kan basıncı yüksekliği ve hipertansiyon sıklığı arasında yakın ilişki vardır. Çok az tuz tüketen toplumlarda, ortalama kan basıncı daha düşüktür ve hipertansiyona çok az rastlanır. Genetik yatkınlığı olan hayvanlara, tuz verilirse hipertansiyon gelişmektedir. Kısa süre fazla tuz verilen kan basıncı normal insanlarda, kan basıncı yükselir. Hipertansif kişilerin çoğunda kan hücrelerinde ve vasküler dokuda, sodyum konsantrasyonu artmıştır. Çoğu insanda, günde 60-90 mmol sodyum tüketimi kan basıncını düşürmektedir. (Daha ayrıntılı bilgi için İlaçsız Tedavi başlıklı bölüme bakınız) Fazla tuz alımı, hipertansiyona yol açan birçok pressör mekanizmayi aktive eder. Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, % 5 olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle, tüm hipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla, basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; "hipertansiyon mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur" bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum, aynen "tavuk mu önce olmuştur yumurta mı önce olmuştur" ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.

Hipertansiyon Tedavisi:

Hipertansiyon tedavisinde temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek sakatlık ve ölümleri azaltmaktır. Öncelikle mevcut olan diğer kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarları tedavi edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani hipertansiyonu başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol açan hastalık tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan basıncı, hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi ( ilaçsız tedavi ) kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Hipertansiyon tedavisi planlanırken tartışılan iki konu şunlardır:

1. Hangi kan basıncı değerlerinde antihipertansif ilaç başlanmalıdır?

Kan basıncı sistolik ( büyük ) 160 mm Hg veya diyastolik ( küçük ) 100 mm Hg'nin üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Üzerinde tartışılan değerler, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg'dir. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe, kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Birleşik Ulusal Komite'nin ( Joint National Committee, JNC ) 6. raporu ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (World Health Organization ) bu konudaki görüşleri farklı olmakla birlikte birbirine benzer. Genel eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.

2. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı hangi sınırlara düşürülmelidir?

Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Belli bir diyastolik kan basıncı değerine ulaşıldıktan sonra, kan basıncının daha da düşürülmesi, kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır. Günümüzdeki bilgilerle, kan basıncının çok düşürülmesi sakıncalı olabilir. Bu konuda doktor karar vermelidir. Birleşik Ulusal Komite' nin 6. raporuna göre, kan basıncı, kesinlikle 140/90 mm Hg'nin altına düşürülmelidir. Kan basıncı, 140/85 mm Hg' ya indirilebilir ancak daha fazla düşürülmesinin yararı belirsizdir. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise kan basıncı, yaşlılarda 140/90 mmHg'nin altına, gençlerde ise 120-130/80 mm Hg'ya indirilmelidir. Diyabetik hastalarda (şeker hastalarında), kan basıncı 130/85 mm Hg'nin altına indirilmelidir. Böbrek hastalığı olan hastalarda, kan basıncı daha da aşağı değerlere düşürülmelidir. Bu değerler konusunda, hastaların doktorlarına başvurmaları gereklidir.

Hipertansiyonda İlaçla Tedavinin Prensipleri:

Kan basıncı yüksekliğine birçok mekanizma yol açar. Bu nedenle, etki mekanizmaları değişik olan çok sayıda ilaç geliştirilmiştir. Bu ilaçlardan birçoğu, geçmişte yaygın olarak kullanılmasına karşın günümüzde, artık kullanılmamaktadır. Günümüzde kullanılan ilaçlarla kan basıncını kontrol altına almak hastaların neredeyse tamamında mümkündür. Birçok hasta veya hasta yakını ülkemizdeki ilaçları yeterli bulmayıp yurt dışından ilaç getirmektedir veya yurt dışında yaşayan yakınları bu ilaçlar daha etkili diye hastalarımıza göndermektedir. Ülkemizde bulunan ilaçlar, çok az sayıda hasta dışında yeterlidir. Bu nedenle hastaların önemli kısmında yurt dışından ilaç getirmeye gerek yoktur. İlaç seçiminde, 30-40 yıl önce geçerli olan basamak tedavisinde kullanılan ilaçların bir kısmı günümüzde kullanılmamaktadır; bu nedenle ve yeni ilaçların geliştirilmesi ile günümüzde basamak tedavisi terkedilmiştir. Günümüzde, hastanın hedef organ hasarını, yaşam kalitesini, eşlik eden hastalıkları ve diğer kardiyovasküler risk faktörlerini dikkate alan ve tedavinin bu veriler altında planlanmasını öngören bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımına geçilmiştir. İlaç tedavisinde önemli noktalardan bir tanesi, tedavi maliyetidir. Ancak tedavi maliyetinin ilaç maliyetinden başka laboratuvar incelemeleri, vizite ücreti, hekim ile hastanın kaybettikleri ve yan etki maliyeti gibi unsurları da içerdiği unutulmamalıdır. Tedaviye, genellikle tek ilaçla başlanır, bu amaçla ilk ajan olarak seçilebilecek ilaçlar, aşağıda özetlenmiştir. Antihipertansif tedavide seçenekler (İlaçların grupları belirtilmiştir)

Kalsiyum antagonistleri
Anjiotensin konverting enzim inhibitörleri
Diüretikler
Alfa blokörler
Beta blokörler
Anjiotensin II reseptör antagonistleri

Günümüzde, basamak tedavisi yerine bireyselleştirilmiş tedavi kullanılmalıdır. Bireysel tedavide, ilaçların yan etkileri ve hipertansiyona eşlik eden hastalıklar gözönünde tutulur. Genel olarak, bu ilaçların antihipertansif etkinlikleri birbirine benzer ve hastaların yaklaşık % 5-10'u verilen ilacı, yan etkisi nedeni ile bırakmak zorunda kalır. Tedaviye ikinci bir ilaç eklenmesi söz konusu ise uygun kombinasyon seçilmelidir. Tedaviye tek ilaçla başlanmış ise tedavi değiştirilmeden ( ciddi yan etki yok ise ) önce, 4-6 hafta beklenmelidir. Tedavi değişikliği, doz artırımı veya ikinci ilaç eklenmesi şeklinde olabilir. Şiddetli hipertansiyon ( Diyastolik kan basıncı 130 mmHg' dan fazla ise ) veya hipertansiyona bağlı ciddi organ fonksiyon bozukluğu var ise, tedaviye birden fazla ilaçla başlanabilir. İlaç seçiminde, "yeni ilaçların eski ilaçlardan daha iyi olduğu" düşüncesi, her zaman doğru değildir. Yeni ilaçların reklamı daha fazla yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, iyi ilacın reklamı olmaz. İlaç seçimi, kesinlikle bir doktor tarafından yapılmalıdır. Antihipertansif ilaçlar hakkında, daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen hastalar, daha sonra hazırlanacak İlaçlar bölümünden yararlanabilirler.

Hipertansiyonda İlaçsız Tedavi:

İlaçsız tedavi yani yaşam düzeninin değiştirilmesi, kan basıncı yüksekliğini kontrol etmenin yanı sıra hipertansiyonunun önlenmesinde de yararlıdır. Hastalar, ilaçsız tedaviyi kesinlikle ihmal etmemelidir. Şişmanlık, şeker hastalığı veya kanında yağı yüksek ( hiperlipidemi ) olan hastalarda, yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar. Yaşam düzeninin değiştirilmesi, hipertansiyonu tek başına kontrol edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda, ilaç dozunun azaltılmasına da olanak sağlar. Yaşam düzeninin değiştirilmesindeki temel noktalar, aşağıda özetlenmiştir:

Tuz alınımının kısıtlanması
Hastanın ideal kiloya getirilmesi
Fiziksel aktivitenin artırılması
Sigaranın terkedilmesi
Aşırı alkolün önlenmesi
Diyette potasyum desteği
Diyetle doymuş yağ ve kolesterol alımının sınırlandırılması
Diyetle yeterli kalsiyum ve magnezyum alınması

Diyetle tuz alınımının günde 100 mmol'ün ( 6 gram NaCl [tuz] ) altına düşürülmesinin kan basıncını düşürdüğü, birçok çalışmada gösterilmiştir. Yaşlı, diyabetik ( şeker hastaları ) veya hipertansif hastalarda, diyette tuz kısıtlamasının kan basıncını düşürücü etkisi, daha belirgindir. Diyetle tuz kısıtlaması, kan basıncı kontrolünü kolaylaştırır, antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltır ve kalp büyümesini geriletebilir. Diyette tuz kısıtlaması yapmak için gerekenler tuzsuz ekmek kullanılması, yemek pişirilirken tuz atılmaması, sofraya konulmuş yemeklere, tadına bile bakmadan tuz atma alışkanlığının terkedilmesi ve gıda seçiminde gıdaların tuz içeriğine bakılmasıdır. Doktora danışmadan yapay tuz kullanmak zararlı olabilir. Bunun 2 nedeni vardır; yapay tuzlarda, sınırlı da olsa tuz bulunabilir. Bazı antihipertansif ilaçlarla yapay tuzların birlikte kullanılması, sakıncalı olabilir.

Şişman hastalar mutlaka zayıflatılmalı ve ideal kiloya getirilmelidir. 4-5 kilo kaybı bile kan basıncı kontrolünü kolaylaştırabilir. Şişman hastalar en az 10 kg zayıflatılmalıdır. Kilonun kontrol altına alınması, yağ metabolizması bozuklukları veya diyabetes mellitus ( şeker hastalığı ) gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerin de kontrol edilmesini kolaylastırır. Düzenli aerobik, egzersiz ( yürüme, koşma, yüzme, bisiklete binme vb. ) kilo kaybını hızlandırır, kan basıncı kontrolunu kolaylaştırır, kardiyovasküler riski ve mortaliteyi azaltır. Ağırlık kaldırma, vücut geliştirme gibi izotonik egzersizlerden kaçınılmalıdır. Egzersiz sıklığı haftada en az 3 kez, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süreli olmalıdır. Egzersizin 2 hafta bırakılması, olumlu etkisini ortadan kaldırır. Kalp hastalığı gibi sorunları olanlar egzersiz programına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmelidirler. Hastalar araba kullanmaktansa toplu taşıma araçlarını kullanmalı, kısa mesafelerde yürüyüş yapmalı, asansöre binmektense yürümelidir. Günlük yaşantıda, fiziksel aktivite arttırılmalıdır.

Tedavide Başarısızlık Nedenleri:

Birçok hastada, önerilen tedaviye rağmen kan basıncı kontrol altına alınamaz. Hipertansiyon tedavisinde değişiklik yapmadan önce, tedavide başarısızlığa yol açabilecek nedenler, gözden geçirilmelidir. Tedavide başarısızlığa yol açan nedenler:

Tedaviye uyumsuzluk
İlaçla ilişkili nedenler
Hasta ile ilişkili durumlar
Sekonder hipertansiyon
Sıvı fazlalığı
Yalancı hipertansiyon

Tedaviye uyumsuzluk: Ülkemizde, tedavide başarısızlığın en önemli nedeni, tedaviye uyumsuzluktur. Bu konuda hem hasta hem de doktor suçlu olabilir. Tedaviye uyumsuzluğun en önemli nedeni, hastanın önerilen tedaviyi anlamamasıdır; bu nedenle, doktorların hastalarına tedaviyi ayrı bir kağıda yazarak anlatması gerekebilir. İlaca ait yan etkiler ortaya çıkabilir; örneğin beta blokör alan bir hastada, iktidarsızlık ortaya çıkabilir ve hasta bu durumunu hekime söylemeye çekinerek ilacı bırakabilir. Hasta, unutkanlık veya bunama nedeni ile de ilacı alamayabilir; bu durumda, birlikte yaşadığı bir yakınının eğitilmesi gerekebilir. İlaçsız tedavide de uyumsuzluk olabilir, hasta tuz kısıtlaması yapmayabilir. Hastaların tedaviye uyumu, doktorları tarafından kolaylıkla denetlenebilir.

İlaçla ilişkili nedenler: İlaç dozu yetersiz olabilir. Uygunsuz iki ilaç birlikte kullanılıyor olabilir. Yanlış ilaç kullanılıyor olabilir. Doktorların reçetede yazılarının kötü olması veya eczacının yanlış okuması, hastanın yanlış ilaç kullanmasına neden olabilir. Hasta, aldığı antihipertansif ilaçların etkinliğini azaltan baska bir ilaç alıyor olabilir (Sık Sorulan Sorular başlıklı bölüme bakınız). Hasta ile ilişkili durumlar : Hasta, bu dönemde kilo almış, ilaçsız tedaviyi uygulamamış veya alkol tüketimini artırmış olabilir.

Sekonder hipertansiyon: İlk muayenede gözden kaçmış bir hastalığa bağlı hipertansiyon (sekonder hipertansiyon) tedavide başarısızlığa yol açabilir. Böbrek yetmezliği var ise kan basıncının kontrolu zorlaşabilir. Sıvı fazlalığı : Yetersiz idrar söktürücü ilaç tedavisi, diyetle artmış tuz alımı, böbrek hastalığının ilerlemesi ve kan basıncının düşmesine bağlı sıvı birikimi gibi nedenlerle sıvı fazlalığı ortaya çıkabilir. Yalancı hipertansiyon (Pseudohypertension) : Kan basıncı, sıklıkla kolda dirseğin hemen üzerindeki atardamardan (brakiyal arter) ölçülür. Bu atardamarda daralma varsa tüm vücutta, kan basıncı yüksekliği olmadan kan basıncı yüksek ölçülebilir. Bu hastalarda sertleşmiş atardamar (brakiyal arter) kolaylıkla elle hissedilir ve bu durum kan basıncı ölçülmeden önce farkedilir. Çok nadir bir durumdur. Tedavide başarısızlık sonucuna ulaşmadan önce Beyaz Önlük Hipertansiyonu ekarte edilmelidir.

Tansiyon Nasıl Ölçülür?

Pratikte, kan basıncı ölçümü için bir sfigmomanometre ve steteskopa ihtiyaç vardır. Steteskop olmadan, sadece palpasyonla da kan basıncı ölçülebilir ama palpasyonla sadece sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) ölçülebilir. Bir sfigmomanometre, manşon, manometre, manometre ile manşonu birbirine bağlayan hortum ve pompadan oluşmaktadır. Manşon, elastik olmayan bir kumaş olup kolu sarmakta ve içinde şişirilebilen lastik bir kese barındırmaktadır. Manşon, kol etrafına çoğunlukla Velcro yapıştırıcısı yardımıyla, bazen incelen ucun sarılan manşonun içine sokulması ve çok ender olarak da çengellerle tesbit edilmektedir. İncelen manşonlar kolu defalarca saracak uzunlukta olmalıdır. Kan basıncı, pratikte, sfigmomanometre diye isimlendirilen tansiyon aleti ile ölçülmektedir, en yaygın 2 tip; cıvalı ve aneroit manometrelerdir. Genel olarak, cıvalı manometrelerin aneroit manometrelere göre bakımı, daha kolay ve hassasiyeti daha fazladır. Aneroit manometreler daha pratiktir ve kırılma tehlikesi yoktur. Piyasada klasik cıvalı veya aneroit manometrelerden farklı olarak çok sayıda otomatik ve yarı otomatik sfigmomanometreler satılmaktadır. Genel olarak, bu cihazların çoğu, standart cıvalı manometrelerden daha pahalı olmalarına karşın onlar kadar hassas değildir. Parmak ucundan kan basıncı ölçen cihazların daha az hassas olduğu unutulmamalıdır.

Sağlıklı bir kan basıncı ölçümü yapılabilmesi için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

Hasta, kan basıncı ölçümünden yarım saat önce egzersizden kaçınmalı, birşey yememeli, kafein almamalı ve sigara içmemelidir.
Hasta en az 5 dakika istirahat etmelidir.
Manşonun boyutları uygun olmalıdır.
Manşonun içindeki kesenin boyutu, kolun tamamını veya en az % 80'ini sarmalıdır.
Manşonun içindeki kese kolu tam çevrelemelidir; kese kolu tam çevrelemediği takdirde, kesenin merkezi, doğrudan brakiyel arter (kol ön yüzü ve dirseğin 2-3 cm üzerindeki atardamar) üzerinde olmalıdır.
Aritmilerde (Kalp atışının düzensiz olduğu durumlarda), sistolik ve diyastolik basınçların her birisi için ortalama 3 okuma yapılmalıdır. Sistolik kan basıncının olduğundan düşük ve diyastolik kan basıncını ise olduğundan yüksek okumamak için cıva çok yavaş indirilmelidir.
Basıncın ölçüldüğü kol, dördüncü interkostal aralığın (kaburgalar arası aralık) sternum (göğsün önünün ortasındaki kemik) ile birleştiği yerde yatay olarak aynı düzlemde bulunmalıdır ve kasılmayı engellemek için dirsek desteklenmelidir.

Hastalar kendi kan basınçlarını ölçmeyi öğrenmeli ve olanakları varsa bir tansiyon aleti ve steteskop almalıdır. Böylece beyaz önlük hipertansiyonu önlenir. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi sağlık sigorta güvencesi olanlar eğer hastalıklarını belirtir bir heyet raporu alırlarsa ilaçlarına hiçbir ücret ödemezler. Bu konuda doktorları yardımcı olacaktır. Hastalar ölçtükleri kan basıncı değerlerini kaydetmeyi alışkanlık haline getirmelidir

Sık Yapılan Hatalar:

1. Her kan basıncı yüksekliğinde dil altı nifedipine (turuncu kapsüller) çiğnemek. Dil altı nifedipine, sadece acil durumlarda kullanılmalıdır. Her kan basıncı yükselmesi acil durum değildir. Dil altı nifedipine kan basıncını hızla ve kontrolsuz düşürerek istenmeyen sonuçlara (felç, kalp krizi, ölüm vb.) yol açabilir.
2. Tansiyon düşürücü ilaçları bir süre kullanıp bırakmak. Birçok hasta, ilaçlarla kan basıncı kontrol altına alınınca ilacını bırakır. Hipertansiyonun büyük olasılıkla ömür boyu hastaya eşlik edeceği unutulmamalıdır. İlacın bırakılması, hipertansiyonun vücuda zarar vermesine yol açar.
3. Birçok hastada mevcut olan "vücut ilaca alışır, ilaç yan etki yapar, ilaç bağımlılık yapar" şeklindeki düşünce kesinlikle yanlıştır. Hastaya en büyük zararı kontrolsuz hipertansiyon verir.
4. İlaç kullanan hastaların ilaçsız tedaviyi ihmal etmeleri. İlaçsız tedaviye dikkat edilmezse antihipertansif ilaçların da etkisi çok azalır veya ortadan kalkar.
5. Hipertansiyon tedavisi ancak sağlıklı bir hasta - hekim ilişkisi ile mümkündür. Hasta sorumluluklarını yerine getirmez ise doktor doktor dolaşmasının hastaya bir yararı yoktur.
6. Hipertansiyonun çok yaygın bir hastalık olması, kamuoyu ve medyanın da ilgisini çekmiştir. Gerek kamuoyu gerekse medyada hipertansiyon konusu çok konuşulmakta ve bu konuda uzman olmayan kişilerin de fikirleri yansıtılmaktadır. Hastalar, yetkisiz ve bilgisiz kişiler tarafından eksik ve yanlış bilgilendirilebileceklerini unutmamalıdır.
7. Komşu veya arkadaşın tavsiyesi ile ilaç alınması ciddi zararlara yol açabilir.
8. Hastalar kendilerini rahatsız eden baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi yakınmalar ortadan kalkınca tedaviyi gevşetebilirler. Tedavide, amacın sadece hastayı o dönemde rahatsız eden baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi yakınmaları gidermek değil, aynı zamanda hedef organ hasarını önleyerek veya geri çevirerek kalıcı sakatlık ve ölümleri azaltmak olduğu unutulmamalıdır.
9. Daha önce kullandığı tedavinin etkisiz olması durumunda, doktora giden hasta, genellikle ilk ilacı etkisiz diye birakarak yeni bir ilaç kullanmaya başlar. Tedavinin başarısız olduğu durumlarda, genellikle tedaviye ikinci bir ilaç eklenmelidir. Bu hatada, hastanın doktorunun da payı olabilir.
10. Kullanılan ilacın ismini hatırlamamak veya doktora giderken ilaç kutusunu yanına almamak.
11. Kan basıncı değerlerinin kaydedildiği formları, doktora giderken yanına almamak.
12. "Bünyem, yüksek tansiyona alışmış" deyip hipertansiyonu ciddiye almamak.
13. Kan basıncı yüksekliğini sadece strese (gerginliğe) bağlayıp tansiyon ilacı kullanmamak.
14. "Ben tansiyonumun yükseldiğini hissediyorum" deyip yakınma olmayan zamanlarda kan basıncını ölçtürmemek. Bunun iki sakıncası olabilir; Kan basıncı hastanın bir yakınması olmamasına rağmen yüksek olabilir. Hastanın kan basıncı yüksekliğine bağladığı yakınmaları, başka hastalığa bağlı olabilir.
15. Kan basıncı kontrol altına alınan bir hastanın ilacı bırakarak "kan basıncı yeniden yükselecek mi" diye deneme yapması. Antihipertansif ilaçlar bırakılsa bile kan basıncını düşürücü etkileri, bir süre daha devam eder. Hastada geçici hipertansiyon yok ise, ilaç bırakılınca kan basıncı bir süre sonra kesinlikle yeniden yükselecektir. İlaç kesilmesi ve doz değişikliği kesinlikle doktor tarafından yapılmalıdır.
16. Muayeneye gelen veya tahlil için kan verecek hastanın o gün ilacını almaması. Hipertansiyonu olan hastalar, tahlil için aç kalmak zorunda olsalar bile çoğu zaman çok az su ile tansiyon ilaçlarını alabilirler.
17. "İlacın bitmesi, muayeneye kısa bir zaman kalması" gibi nedenlerle ilaç tedavisine kısa süreli bile olsa kesinlikle ara verilmemelidir.
18. Hipertansiyon tedavisinin sakinleştirici ilaçlar ve sarımsakla yapılması, tansiyon düsürücü ilaç kullanımından kaçınılması.
19. Sadece büyük tansiyonla ilgilenmek.

Sık Sorulan Sorular:

S: Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkisi var mıdır?
C: Her ilaçta olduğu gibi antihipertansif ilaçların da yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin çoğunluğu ilk günlerde ortaya çıkar ve genellikle hafiftir. Tansiyon ilacına bağlı yan etki düşünülen durumlarda, hasta en kısa sürede doktoruna başvurmalıdır. Günümüzde çok sayıda antihipertansif ilaç olması, doktor ve hastaya çok değişik tedavi seçenekleri sunmaktadır. Ciddi ve ağır bir yan etki varsa, ilacın değiştirilmesi ile yan etki sorunu kolaylıkla halledilir.

S: Kan basıncı çok düşerse ne yapılmalıdır?
C: Kan basıncı çok düşerse, ilaç dozları azaltılabilir veya ilaç kesilebilir. Ancak tedavideki değişiklikler, mutlaka doktor kontrolu altında olmalıdır.

S: Kan basıncı ne zaman ölçülmelidir?
C: Kan basıncı, hastanın yakınmalarının olduğu dönemlerde mutlaka ölçülmelidir. Günün herhangi bir saatinde ölçülebilir, her gün değişik saatlerde ölçülmesi daha yararlıdır. Hastalar bir yakınması olmasa bile her gün değişik zamanlarda kan basıncını ölçtürmelidir. Hipertansiyonu olmayan insanlar da yılda 1-2 kez kan basıncını ölçtürmelidir.

S: İlaçlar hipertansiyona yol açar mı?
C: Evet. Aşağıda kan basıncını yükseltebilecek ilaçlar özetlenmiştir. Bu ilaçlar, kan basıncının kontrolunu da zorlaştırabilir ve tedavide başarısızlığa yol açabilir.

Doğum kontrol hapları, menapoz dönemi kullanılan hormonlar
Glukokortikoidler
Soğuk algınlığı ve burun damlası içindeki sempatomimetik aminler
Monoaminooksidaz inhibitörleri (Sinir sistemi ilacı)
Trisiklik antidepresanlar (Sinir sistemi ilacı)
Amfetamin
Kokain
Eritropoietin (Böbrek hastalığına bağlı kansızlıkta kullanılır)
Siklosporin (Böbrek naklinde kullanılır)
Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (Romatizmada yaygın olarak kullanılır, ağrı kesicidir)

Hipertansiyonu olan hastalar, bu ilaçları mümkünse kullanmamalıdır ancak gerekli durumlarda doktor kontrolu altında kullanabilirler.

S: Hipertansiyonda kalıtımın rolü var mıdır?
C: Evet. Özellikle 55 yaştan önce, en az 2 birinci dereceden yakınında (anne, baba, kardeş) hipertansiyon oluşmuş insanlarda hipertansiyon gelişme riski çok fazladır. Hipertansiyonda kalıtımsal geçiş yolu tam olarak bilinmemektedir. Muhtemelen hipertansiyonda birden çok genetik faktör rol oynamaktadır. Hipertansiyon oluşumda genetik katkının % 25-65 olduğu sanılmaktadır. Genetik katkı kadar çevresel faktörlerin de önemli etkisi vardır. Bu nedenle hipertansif hastaların yakınları da yakından izlenmeli ve sigara, aktivite azlığı, tuz tüketimi, şişmanlık vb. gibi kardiyovasküler risk faktörleri ve hipertansiyon gelişmesinde rol oynayan faktörler kontrol altında tutulmalıdır.

S: Hipertansiyon önlenebilir mi?
C: Bazı durumlarda evet. Şişman, bol tuz tüketen ve anne-babasında hipertansiyon olan insanlar hipertansiyon açısından risk altındadırlar. Bu insanlar tuz tüketimini azaltıp, kilo kaybederlerse hipertansiyon önlenebilir veya ortaya çıkması geciktirilebilir.


hastalıklar